5 Eylül 2012 Çarşamba

Aşkın Anahtarı...


            Aşkın Anahtarı

            İlk gece;

            Sessiz bir geceydi. Umulmadık ani bir plan, yarı istemli yarı istemsiz.  Acaba nasıl olacaktı o kızla ilk kez görüşmek, üstelik gecenin bir vakti? Ben de inanamıyordum bu duruma. Daha önce çok kadınla birlikte oldum, tanıştığım ilk gün birlikte olduğum kadınlar da oldu fakat bu farklıydı. Yüzünü bile pek bilmiyordum, gördüğüm sadece buğulu bir fotoğrafıydı. Onun harici internet üzerinden bir kaç sohbet ama çekici, istekli...
            Mesaj geldi, "taksiye bindim, beş dakikaya oradayım" Evi bana yakındı, gelmesi an meselesi. İçimi bir heyecan kapladı, ne yapacağımı düşündüm. Normalde bu tür buluşmalarda amaç sevişmek olur. Kondomlar yastığın arkasına saklanır kolay erişebilmek için. Komidinin üzerine peçete ve ıslak mendil konur, dolaptan odaya su alınır, bilgisayarda müzik listesi yapılır. Hiçbirini yapmadım, sadece bekledim.
            Mesaj geldi, "İndim ben, neredesin?" Üç dakikaya geliyorum caddenin karşısına doğru bak, diye mesaj yazdım. Hemen ayakkabılarımı giyip dışarı fırladım, nedense tuhaf bir heyecan vardı. Hayır hayır sevişmek için değil başka bir şey. Apartmanın bahçe kapısından çıkıp sağa döndüğümde yaklaşık 30 metre ileride bir hanım silueti gördüm. Caddenin karşısındaydı ve beni görünce kim olduğumu anlayıp karşıdan karşıya geçmeye başladı, ben de ona doğru yürüdüm. Caddenin bu tarafındaki kaldırımda karşı karşıya geldik, ilk başta başı öne eğikti. Ufak tefek görünen minyon tipli tatlı bir kızdı. Üzerinde pembe bir bluz, altında kot pantolon, ayağında  grimsi bir converse vardı. Saçları biraz dağınık ve kabarık, belli ki yeni duş alıp evden çıkmış. Hafifçe kafasını kaldırdı tam olarak dik hal almadan gözleri yukarı doğru kaldırdı ve elini uzattı. Ben de elimi uzattım. "Merhaba, çok bekletmedim umarım" diyerek tokalaştım. "Yoo" diyebildi sadece.
            Çok utangaç birine benziyordu. Bu gece seks yok dedim kendi kendime. Zaten o yönde bir beklentim de yoktu. İçimden bir ses; bu kızı üzme, diyordu. Aslında çok şaşkındım, nasıl oldu da buraya bu saatte her şeyi göze alarak geldi? Eve doğru yürüyorduk pek konuşamadık. Hemen taksi bulabildin mi gibi bir kaç sıradan soru sordum. Eve girince ayakkabısını çıkarırken bile acemi gibi davranıyordu, sanki hiç çapkınlık yapmamış gibi. Ayakkabısını çıkarması uzun sürdü.
            Odama geçip koltukta yan yana oturduk, kafamı çevirip ona baktım, gülümsedim. Gülmeye çalışıyordu fakat bir tutukluk vardı. Sanki yanaklarının ve dudağının hareketini sağlayan kasları istemsiz olarak kasılıyor gibiydi. Gözlerinin içi gülmek istiyor ama engelleniyordu. Bilgisayardan şarkı açtım ve şarkı üzerine yorumlar yaptık. Bir ikinci şarkıyı seçemedik ikimiz de tutuktuk. Halbuki listem önceden hazır olmalıydı. Sen seç istediğin bir şarkı var mı ,dedim. Yoo fark etmez, diyebildi yine yarım yamalak gülümseyerek. Sıklıkla odanın etrafına göz gezdiriyordu, tedirgin bir hali vardı.
            Ne oldu, ne yaptınız, dedim. Tam buraya gelmeden önce mesaj attı barıştık, dedi. Şaşırdım. Buraya gelmeden önce eski sevgilisiyle barışmış ama niye buraya geldi ki? Hadi ya, diyebildim sadece.
            Sürekli göz göze geliyor pek bir şey konuşamıyorduk. Sanki gözleri bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Gördüğüm fotoğrafındaki gibi donuk , iri gözler. Gülmeye hasret, yarım yamalak sırıtan dudaklar. Orada rahat değilsin buraya yaslan diyerek yanıma çağırdım. Sorgusuz sualsiz sokuldu yanıma. Yine göz göze geldik. Neden buradasın, der gibi baktım. Senle olmaya geldim, der gibi baktı. Yaptığımız yanlış mı, der gibi baktım. Yaşamamız gereken bu, der gibi baktı.
            Öptüm...
            Sağ elini saçlarıma attı. Sol elimi beline doladım. Boynunu öpmeye başlamıştım ki tedirgin olduğunu hissettim. Kafamı kaldırıp gözlerine baktım. "İstemediğin hiçbir şeyi yapmayacağız, söz" dedim. Sadece, "tamam" dedi. Hafifçe bluzunu çıkardım ve emin misin, dedim. Buraya bunun için geldim, der gibi baktı. Pantolonunun düğmelerini açarken tekrar; "İstemediğin hiçbir şeyi yapmak istemiyorum" dedim. Tedirgindi ama karşı koyamaz bir şekilde kabulleniyordu. Gerçekten hiçbir şey için ısrarcı değildim yapmasak da olurdu benim için.
            Evrenin bir şekilde bizi bir araya getirdiğine ve çekim gücüne inanarak seviştik. Mutluyduk. Başını göğsüme yasladı, yanağını ve saçını okşuyordum. Ne hissediyorsun diye sorduğumda, huzurluyum diyordu. Ben de huzurluydum, onu hiç kandırmak istememiştim. Galiba gerçekten onu istemiştim, çok fazla tanımasam da yüzünü ilk kez görsem de tuhaf bir çekim olmuştu. Donuk gözleri benim gözlerime baktıkça parlıyordu sanki. Dudaklarının kenarlarına gülmemesi için çekilmiş olan set ben güldükçe çözülüyordu. Varlık içinde yaşamış ama sevgiden yoksun geçmiş yılları olduğunu hissettim. Tuhaf bir şekilde beni kendine çekmişti. Mutlu etmeliyim, dedim. Dakikalarca birbirimize bakarak gülümsedik, konuşmadan. Bazen ben bir şeyler söylüyordum sadece mimikleriyle cevap veriyordu.
            Yüzümüze yansıyan sadece karanlık odadaki bilgisayarın ışığıydı. Nasıl bu kadar ait hissedebiliyorduk? Üstelik bir sevgilisi vardı. Evet araları bozuktu, uzun yıllar süren birliktelikten sonra bitmiş hislerle zorla devam ediyordu. Belki de ben bir kaçış planıydım. Belki de ben kullanılıyordum, hep kadınlar kullanılacak değil ya. Ama yok olamazdı, bu gözler kötü bir şey yapamazdı. O, böylesine tehlikeli ve yanlış bir geceyi yaşamasına rağmen o kadar masumdu ki. Mutluluğu aramak onun da hakkı değil miydi? Yılların verdiği sahte mutlulukları belki de gerçeğe dönüştürüyordu. Sorgusuz sualsiz pek tanımadığı bir adama güveniyor başını göğsüne yaslıyor ve huzurlu hissediyordu. Evet olan buydu, ben de bunu düşünerek mutluydum. Bilgisayarın ekranında 21 Mart tarihine gözü takılmış. Bu gece gündüz ile eşit, dedi. Evet belki de bizim için, dedim.
            Saate baktık, 02:48'di. Ev arkadaşlarım beni merak eder, dışarıda kalacağımı söylememiştim dedi.  İsterse burada kalabileceğini söyledim ama ısrar etmedim. Giyinip birlikte çıktık, aynı yerden taksiye bindirdim. Sekiz dakika sonra eve vardığına dair mesaj geldi . Kendimi kuş gibi hafif hissediyordum, bir yandan da yılların verdiği ağır yorgunluğu. Her şey tamam değildi, sevgilisi vardı. Bundan sonra ne olacaktı? Her gece böyle buluşacak mıydık?

*****

            Belki de bir daha görüşmeyiz diye düşünüyordum. Ben sevgilisinden ayrı olduğunu bilerek buluşmuştum daha sonrası kendiliğinden istemsiz gelişmişti. Ama öyle olmadı mesajlar atmaya başladı ve benle olmaktan mutlu olduğunu hissettim. Görüşmelerimiz sürdü, yanımdayken artık içten gülüyor kahkahalar atabiliyor sanki yılların verdiği hüznün acısını çıkarıyordu. Sevgilisinden ayrıldı. Ama o süreç benim için çok zordu. Sevgilisi varken görüşüyordum. Aldatmaya o kadar karşı bir insan olarak aldatmaya yardımcı olan biri oluyordum. Ama ben de zor durumdaydım benim de katlanmam gereken zordu. Acaba sevgilisi mi daha çok acı çeker ben mi diye düşünmeye başladım. Çünkü istediği bendim, benle olmak onu mutlu ediyordu. Sevgilisiyle ayrılması da sıkıntılı olmadı, zaten bitmiş hisleri gerçekle yüzleştirip sonlandırmak kolaydı.
            
           
*****

            Son gece;

            Hayata dair onca şey konuştuk ki ağzımdan  kelimeler bir bir dökülüyordu, yanımızda biri cümleleri kaydetse kitap olurdu. O yine hep susuyor ne dersem haklı olduğumu söylercesine gözleri aşağı eğiliyordu. Bazen kaşları çatılıyor, gerçeklerle yüzleşmenin acısı beynine işliyor, bazen benim hala çabalıyor olmam onu mutlu ediyor ve gülmeye çalışıyordu ama yine ilk günkü gibi yarım gülüşler. İnsanın ruhu ağlarken, yüzünün gülmesi ne demektir bilir misiniz? Konuşmalarımızı dışarıdan biri görse bu kızın bu çocuğa tapması gerekir, derdi. Hayatını tamamen şekillendirecek ders niteliğinde bir ilişki yaşamıştı benle ve son gece söylediklerim de zihninde ömrü boyu yer edecek şeylerdi. Buraya yazamayacağım kadar güzel, bir o kadar gerçekçi ve kötü.
            Yine yanıma çağırdım, ben koltukta otururken o önümde ayakta duruyordu. Beline sarıldım ve kafamı yukarı kaldırdım. Göz göze geldik. Çok şey anlatmak istiyordu bana ama yapamıyordu. Gözleriyle konuşmayı o kadar çok seviyordum ki o hiç olmasa sadece gözleri her gün bana baksa yeterdi benim için. Her şeye rağmen, eski sevgiline rağmen katlandım yeni yaz aşkına rağmen seni tekrar kabul edeceğim, der gibi baktım. Yine affedeceğim, yine benim ol başkasının olmana dayanamam ama olduysan da dayanacağım, der gibi baktım. Evet başkasıyla flört etmeye başlamıştı ama onun olmamıştı bunu biliyordum, fiziki olarak beni aldatmamıştı ama ruhen aldatması daha mühim değil miydi? Yine de affedebilirdim, beni anlasa, ona her şeyi sunduğumu görse, ruhunun en derinliklerine kadar işleyip mutluluk hormonunun ağacığını dikeceğimi bilse, yine bana o gün kolumdan tutup gitme diye yalvarırcasına baktığı gibi baksa...
            Yanıma uzandı. Bugün 23 Eylül, dedim. Bu gece de gündüz ile eşit, dedi. Bizim için eşitler, sen gecenin gündüze olan aşkını bilir misin, dedim. Kaşlarını hayır anlamında yukarı kaldırdı.

            " Gecenin gündüze olan aşkını bilir misin, sürekli peşindedir gündüzün, kavuşabilmek için bıkmadan usanmadan, isteği yalnızca birkaç saniye sarılmak... Şafak vakti sarılırlar birbirlerine her sabah bu sahilde. Alev gibi kızarır gökyüzü , dayanamaz sevgilerine...Gündüz gelir, gece onu bir kaç saniye görür ve yok olur,  gündüzü görebilmesi aslında kendi sonudur"

            Şiirimi okudum ve anladın mı, dedim. Anladım, dedi. Sen benim gündüzümsün, dedim.
            Sarıldım ilk günkü gibi beline, elini yanağıma koydu. Son kez, dedim. Öpüşmeye başladık, öyle bir seviştik ki ömrümüzde bir daha kimseyle böyle sevişemeyeceğimizi ikimiz de hissediyorduk. Gözlerimiz arasında sanki saydam bir bağ vardı. Hiç ayrılmayacakmış gibi bakıyordum. Aslında ben sana aidim ama gitmen lazım, der gibi baktı. Bu dünya böyle, insan psikolojisi böyle, güzel giden şeylere elbet çomak sokulacak, der gibi baktım. O kadar aittik ki bir o kadar da uzak. Bu sefer toparlanmamız uzun sürmedi. Kalktım, kapıya doğru yöneldim. Dünyayı bok götürüyor be ruhum ama sen güzel kal, dedim. Ayakkabılarımı giydim çıkarken sarıldık. Asansör beklerken hala bana bakıyordu, ilk günkü gibi. Asansöre girdim kapısını kapatırken son bir kez daha baktım ama gerçekten bu sondu. Bütün bunlar aslında bir düş dedim. Hem aldattıran hem aldatılan olmuştum... Ömür boyu neden diye soracaktım. Sonra kendi kendime dedim ki; "Aşkın anahtarı yok"

            

            

4 Eylül 2012 Salı

Fıstık, Kafa Yapıyor Bende Zaten (Mezesiz)


MEZESİZ

Ben biramı fıstıksız içerim
Barlarda alışmışım, ayakta takılırken
Maç öncesi de yok, stada yürürken
Mezesiz ister dudağım, senle yanmazken
Fıstık, kafa yapıyor bende zaten

Kirlenmiş sakalım, çökmüş yüzüm
Yalnız adam rolündeyken
Düşünürüm ama görmez gözüm
Şu satırları yazmaya üşenirken
Fıstık, kafa yapıyor bende zaten

Ben biramı şişeden içerim
Yağmuru gösterir bana bazen
Buğusunda saklıdır hayalin
Ürperdiğimi hissederken
Fıstık, kafa yapıyor bende zaten