28 Temmuz 2014 Pazartesi

Deneme Hikayeler-1

         Rüzgarın sertliği bile bedeninin ateşini söndürememişti. Kafası patlayacak gibi yanıyordu. Beyni adeta tam randımanlı çalışan, çalışma şartının son noktasına kadar zorlanmış ve ısınmış bir makine gibiydi. Sonra birden sakinleşir gibi oldu. Rüzgar saçlarını iyice dağıtıyor, incecik gömleği neredeyse üzerinden çıkacak gibi rüzgara yenik düşüyordu. Kaldırım taşlarına bakarak yürümeye devam etti. Ne düşündüğünü düşünmeye çalıştığını düşünmeye çabalıyordu.
         Taksi durağına yanaştı, en öndeki arabanın ön kapısına ilerleyerek durakta oturan bir kaç insana sadece elini kaldırarak taksi istediğini işaret etti. Genç bir çocuk, geldim abi diyerek hızla direksiyona koştu. Saatine baktı; 02:48.
         Marşa bastıktan sonra, nereye abi diye sordu genç şoför. "Taşkent." Saatler sonra ağzından dökülebilen sadece bir kaç harf bu kelimeyi oluşturmuştu.
         Gözü yoldaki şeritlere takıldı, bir müddet hiçbir şey düşünmedi. Geçilen dükkanlara, sokak lambalarına, yansıyan ve havada karışan tüm ışıklara sanki aynı anda gözlerini şaşı yapmış bir şekilde bakabiliyordu. Hepsinin kırılmış ışınları hep bir açıdan gözüne doğru oradan da zihnine saplanıyordu. O arada şoför sevecen bir tavırla, tam olarak Taşkent'in neresi abi, dedi. Taşkent taksi durağını biliyor musun diye cevap verdi, istemsiz. Evet abi dedi çocuk. Sustu.
         Üç beş saniye geçtikten sonra konuştu kendisiyle; "çocuk benle samimi bir şekilde konuşmaya çalışıyor, gecenin bir vakti canım sıkılmadan yolculuk yapmamı istiyor, belki de kendi canı sıkılıyor. Ben neden tek kelimeyi bile ağzımdan zor çıkarıyorum? Evet,  şuanda düşünecek o kadar çok şeyim var ki, nasıl olur, neden olur, olur mu, olmalı mı, yok olamaz, yapmaz... of siktiret"
         Sonra yine taksici çocuğu düşündü; "nasıl bir yaşam bu yaşadığımız, nasıl bir zihin? Bornova'nın bir noktasında, İzmir'in bir köşesinde hatta ülkenin, dünyanın, peki ya evrenin? Galaksiler, kara delikler falan filan... hepsini düşünürsek bir hiç gibi buradayız taksiciyle. Ama o benimle samimi bir şekilde konuşmaya çalışıyor. Bir amacımız var, onun da benim de. Bu kainatta küçük de olsa bir yer kaplamamızın bir sebebi var. Hadi sebebimiz yok diyelim, yaşarken de mi yok. Gencecik çocuk ama belki bir oğlu-kızı var, gecenin bu saatinde benim kahrımı çekip parasını kazanmak, eşine çocuğuna iyi bakmak istiyor. Ya da bir sevgilisi var haftada bir buluşabildiği. Onu sinemaya, yemeğe götürecek. Belki para biriktiriyor, evlenecekler. Peki ya ben? Ben niye bu taksideyim."
         Taksici çocuk radyoyu açtı, bir şarkı çalıyor ama şarkıyı hatırlamıyorum. Ne biçim bir yazarım ben, hikayede geçen şarkıyı bilmiyorum. Herif romanının bir sayfasında geçecek olan bir köpek sakatlanma olayını okuyucuya iyi aktarabilmek için veterinerlik fakültesinde akademik araştırmalar yapıyor, herif dediğime bakmayın sevdiğim bir yazar. Ben ne yapıyorum şarkıyı hatırlamıyorum.  Neyse çok önemli değil biz hikayeye dönelim... Islıklı bir melodi vardı yalnız, belki önemli olabilir. Sanki böyle insanın ruhunu alıp götürüyor, sonra bir ışık süzmesiyle geri getiriyor. Hani gözlerini kapatsan hiç geri dönmeyecekmişsin gibi.
         Taksiciyi düşündü yine. "Evrenin küçücük bir noktasında bir araya geldik. Birbirimizi hiç tanımasak da sonsuz uzay boşluğundaki iki doğru parçası olarak kesiştiğimiz bir nokta var. Eğer ikimizden en az biri eğri bir parçaysa yollarımız tekrar kesişebilir. Samimi bir yaklaşımla ettiği iki kelama düzgün bir şekilde cevap vermeyerek elime ne geçti? Acaba şuan o benim hakkımda ne düşünüyor? Al işte bir suratsız daha diyerek içinden bana küfür mü ediyor. Kim bilir."
         Bir şey söyleyecek gibi oldu. Neyse dedi kendi kendine. Zaten az kalmıştı ineceği yere. "Benim düşünecek onca şeyim varken niye bunları düşünüyorum. Bu kadar değersiz varlıklarız işte, birbirinin işini gören aslında birbiri için birer hiç olan. Taksici çocuk şuan işimi gördü, ben de ona parasını vereceğim ve işini göreceğim. O dakikadan sonra benim için bir hiç olacak. Neden bu kadar samimiyetsiz davrandım, az önce yaşadıklarımı bilseydi belki bana hak verirdi. Sohbet etseydim benim hakkımda belki bir şeyler bilirdi ama yine de ben taksiden indikten sonra bir hiç olurdu. Son zamanlarda herkes öyle değil mi? Ha beş dakikalık taksi yolculuğu ha üç beş yıldır tanıdığımız bir arkadaşımız, sevgilimiz vb... birbirimize sürekli hiçlikler yüklemiyor muyuz? Bir süre sonra alakamız kalmıyor ve bir hiç oluyor. Bizim hakkımızda bir şeyler bilen, üzerinde parmak izlerimiz bulunan ama vedalaştıktan sonra hiç alakamız olmayacak bir hiç. Evrenin kıyısında köşesinde kalmış bir toz parçası."
         Burada kalabilirim dedi. Tabi abi dedi genç çocuk. Dokuz lira tuttu, on lira uzattı. Çocuk bir lira para üstünü vermek için elini cebine attığı anda kapıyı açtı, üstü kalsın diyerek inmeye yöneldi. Olur mu abi, hak geçmesin dedi çocuk. Yok yok kalsın, iyi geceler diyerek cevap verdi ve biraz gülümsedi. Ağır ağır evin kapısına yönelirken ceplerinde anahtarını arıyordu, başını sola çevirip taksinin sokağın sonunda gözden kayboluşunu seyretti. Taksi köşeyi dönünce işte bitti, dedi ve kapıyı açtı.
        
        
        

         
        
        

         

17 Temmuz 2014 Perşembe

neyse...

bugün ruhum ayrıldı bedenimden
birkaç parça buldu kendimden
bir ay ışığıyla tanıştım dolunayda
atmosferde dolaşmaktan bıkmış
bir su taneciğiydim aslında
bulutsuzluk özlemiyle tutuşan
bol güneşli kahkaha
karanlığa inat gündüzdü yüzü
negatifini saklamış yaşam fotoğrafının
gökkuşaklıydı gülen iki gözü
hayalindeyim bazen rüyasında
uçuruyor beni gülen bulutlarda
yine gülümsüyor uykusunda
sanki her an her yerdeyim
bazen hiçbir yerinde evrenin
şuan tek bildiğim
neyse... sonra devam edelim.