Aşkın Anahtarı
İlk gece;
Sessiz bir geceydi. Umulmadık ani
bir plan, yarı istemli yarı istemsiz.
Acaba nasıl olacaktı o kızla ilk kez görüşmek, üstelik gecenin bir
vakti? Ben de inanamıyordum bu duruma. Daha önce çok kadınla birlikte oldum,
tanıştığım ilk gün birlikte olduğum kadınlar da oldu fakat bu farklıydı. Yüzünü
bile pek bilmiyordum, gördüğüm sadece buğulu bir fotoğrafıydı. Onun harici
internet üzerinden bir kaç sohbet ama çekici, istekli...
Mesaj geldi, "taksiye bindim,
beş dakikaya oradayım" Evi bana yakındı, gelmesi an meselesi. İçimi bir
heyecan kapladı, ne yapacağımı düşündüm. Normalde bu tür buluşmalarda amaç
sevişmek olur. Kondomlar yastığın arkasına saklanır kolay erişebilmek için.
Komidinin üzerine peçete ve ıslak mendil konur, dolaptan odaya su alınır, bilgisayarda
müzik listesi yapılır. Hiçbirini yapmadım, sadece bekledim.
Mesaj geldi, "İndim ben,
neredesin?" Üç dakikaya geliyorum caddenin karşısına doğru bak, diye mesaj
yazdım. Hemen ayakkabılarımı giyip dışarı fırladım, nedense tuhaf bir heyecan
vardı. Hayır hayır sevişmek için değil başka bir şey. Apartmanın bahçe
kapısından çıkıp sağa döndüğümde yaklaşık 30 metre ileride bir hanım silueti
gördüm. Caddenin karşısındaydı ve beni görünce kim olduğumu anlayıp karşıdan
karşıya geçmeye başladı, ben de ona doğru yürüdüm. Caddenin bu tarafındaki
kaldırımda karşı karşıya geldik, ilk başta başı öne eğikti. Ufak tefek görünen minyon
tipli tatlı bir kızdı. Üzerinde
pembe bir bluz, altında kot pantolon, ayağında
grimsi bir converse vardı. Saçları biraz dağınık ve kabarık, belli ki
yeni duş alıp evden çıkmış. Hafifçe kafasını kaldırdı tam olarak dik hal almadan
gözleri yukarı doğru kaldırdı ve elini uzattı. Ben de elimi uzattım.
"Merhaba, çok bekletmedim umarım" diyerek tokalaştım. "Yoo"
diyebildi sadece.
Çok utangaç birine benziyordu. Bu
gece seks yok dedim kendi kendime. Zaten o yönde bir beklentim de yoktu.
İçimden bir ses; bu kızı üzme, diyordu. Aslında çok şaşkındım, nasıl oldu da
buraya bu saatte her şeyi göze alarak geldi? Eve doğru yürüyorduk pek
konuşamadık. Hemen taksi bulabildin mi gibi bir kaç sıradan soru sordum. Eve
girince ayakkabısını çıkarırken bile acemi gibi davranıyordu, sanki hiç
çapkınlık yapmamış gibi. Ayakkabısını çıkarması uzun sürdü.
Odama geçip koltukta yan yana
oturduk, kafamı çevirip ona baktım, gülümsedim. Gülmeye çalışıyordu fakat bir
tutukluk vardı. Sanki yanaklarının ve dudağının hareketini sağlayan kasları
istemsiz olarak kasılıyor gibiydi. Gözlerinin içi gülmek istiyor ama
engelleniyordu. Bilgisayardan şarkı açtım ve şarkı üzerine yorumlar yaptık. Bir
ikinci şarkıyı seçemedik ikimiz de tutuktuk. Halbuki listem önceden hazır
olmalıydı. Sen seç istediğin bir şarkı var mı ,dedim. Yoo fark etmez, diyebildi
yine yarım yamalak gülümseyerek. Sıklıkla odanın etrafına göz gezdiriyordu,
tedirgin bir hali vardı.
Ne oldu, ne yaptınız, dedim. Tam
buraya gelmeden önce mesaj attı barıştık, dedi. Şaşırdım. Buraya gelmeden önce
eski sevgilisiyle barışmış ama niye buraya geldi ki? Hadi ya, diyebildim
sadece.
Sürekli göz göze geliyor pek bir şey
konuşamıyorduk. Sanki gözleri bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Gördüğüm
fotoğrafındaki gibi donuk , iri gözler. Gülmeye hasret, yarım yamalak sırıtan
dudaklar. Orada rahat değilsin buraya yaslan diyerek yanıma çağırdım. Sorgusuz
sualsiz sokuldu yanıma. Yine göz göze geldik. Neden buradasın, der gibi baktım.
Senle olmaya geldim, der gibi baktı. Yaptığımız yanlış mı, der gibi baktım.
Yaşamamız gereken bu, der gibi baktı.
Öptüm...
Sağ elini saçlarıma attı. Sol elimi
beline doladım. Boynunu öpmeye başlamıştım ki tedirgin olduğunu hissettim.
Kafamı kaldırıp gözlerine baktım. "İstemediğin hiçbir şeyi yapmayacağız,
söz" dedim. Sadece, "tamam" dedi. Hafifçe bluzunu çıkardım ve
emin misin, dedim. Buraya bunun için geldim, der gibi baktı. Pantolonunun
düğmelerini açarken tekrar; "İstemediğin hiçbir şeyi yapmak
istemiyorum" dedim. Tedirgindi ama karşı koyamaz bir şekilde
kabulleniyordu. Gerçekten hiçbir şey için ısrarcı değildim yapmasak da olurdu
benim için.
Evrenin bir şekilde bizi bir araya
getirdiğine ve çekim gücüne inanarak seviştik. Mutluyduk. Başını göğsüme
yasladı, yanağını ve saçını okşuyordum. Ne hissediyorsun diye sorduğumda,
huzurluyum diyordu. Ben de huzurluydum, onu hiç kandırmak istememiştim. Galiba
gerçekten onu istemiştim, çok fazla tanımasam da yüzünü ilk kez görsem de tuhaf
bir çekim olmuştu. Donuk gözleri benim gözlerime baktıkça parlıyordu sanki.
Dudaklarının kenarlarına gülmemesi için çekilmiş olan set ben güldükçe
çözülüyordu. Varlık içinde yaşamış ama sevgiden yoksun geçmiş yılları olduğunu
hissettim. Tuhaf bir şekilde beni kendine çekmişti. Mutlu etmeliyim, dedim. Dakikalarca
birbirimize bakarak gülümsedik, konuşmadan. Bazen ben bir şeyler söylüyordum
sadece mimikleriyle cevap veriyordu.
Yüzümüze yansıyan sadece karanlık
odadaki bilgisayarın ışığıydı. Nasıl bu kadar ait hissedebiliyorduk? Üstelik
bir sevgilisi vardı. Evet araları bozuktu, uzun yıllar süren birliktelikten
sonra bitmiş hislerle zorla devam ediyordu. Belki de ben bir kaçış planıydım.
Belki de ben kullanılıyordum, hep kadınlar kullanılacak değil ya. Ama yok
olamazdı, bu gözler kötü bir şey yapamazdı. O, böylesine tehlikeli ve yanlış
bir geceyi yaşamasına rağmen o kadar masumdu ki. Mutluluğu aramak onun da hakkı
değil miydi? Yılların verdiği sahte mutlulukları belki de gerçeğe
dönüştürüyordu. Sorgusuz sualsiz pek tanımadığı bir adama güveniyor başını
göğsüne yaslıyor ve huzurlu hissediyordu. Evet olan buydu, ben de bunu
düşünerek mutluydum. Bilgisayarın ekranında 21 Mart tarihine gözü takılmış. Bu
gece gündüz ile eşit, dedi. Evet belki de bizim için, dedim.
Saate baktık, 02:48'di. Ev
arkadaşlarım beni merak eder, dışarıda kalacağımı söylememiştim dedi. İsterse burada kalabileceğini söyledim ama
ısrar etmedim. Giyinip birlikte çıktık, aynı yerden taksiye bindirdim. Sekiz
dakika sonra eve vardığına dair mesaj geldi . Kendimi kuş gibi hafif
hissediyordum, bir yandan da yılların verdiği ağır yorgunluğu. Her şey tamam
değildi, sevgilisi vardı. Bundan sonra ne olacaktı? Her gece böyle buluşacak
mıydık?
*****
Belki de bir daha görüşmeyiz diye
düşünüyordum. Ben sevgilisinden ayrı olduğunu bilerek buluşmuştum daha sonrası
kendiliğinden istemsiz gelişmişti. Ama öyle olmadı mesajlar atmaya başladı ve
benle olmaktan mutlu olduğunu hissettim. Görüşmelerimiz sürdü, yanımdayken
artık içten gülüyor kahkahalar atabiliyor sanki yılların verdiği hüznün acısını
çıkarıyordu. Sevgilisinden ayrıldı. Ama o süreç benim için çok zordu. Sevgilisi
varken görüşüyordum. Aldatmaya o kadar karşı bir insan olarak aldatmaya
yardımcı olan biri oluyordum. Ama ben de zor durumdaydım benim de katlanmam
gereken zordu. Acaba sevgilisi mi daha çok acı çeker ben mi diye düşünmeye
başladım. Çünkü istediği bendim, benle olmak onu mutlu ediyordu. Sevgilisiyle
ayrılması da sıkıntılı olmadı, zaten bitmiş hisleri gerçekle yüzleştirip
sonlandırmak kolaydı.
*****
Son gece;
Hayata dair onca şey konuştuk ki ağzımdan
kelimeler bir bir dökülüyordu, yanımızda
biri cümleleri kaydetse kitap olurdu. O yine hep susuyor ne dersem haklı
olduğumu söylercesine gözleri aşağı eğiliyordu. Bazen kaşları çatılıyor,
gerçeklerle yüzleşmenin acısı beynine işliyor, bazen benim hala çabalıyor olmam
onu mutlu ediyor ve gülmeye çalışıyordu ama yine ilk günkü gibi yarım gülüşler.
İnsanın ruhu ağlarken, yüzünün gülmesi ne demektir bilir misiniz?
Konuşmalarımızı dışarıdan biri görse bu kızın bu çocuğa tapması gerekir, derdi.
Hayatını tamamen şekillendirecek ders niteliğinde bir ilişki yaşamıştı benle ve
son gece söylediklerim de zihninde ömrü boyu yer edecek şeylerdi. Buraya
yazamayacağım kadar güzel, bir o kadar gerçekçi ve kötü.
Yine yanıma çağırdım, ben koltukta
otururken o önümde ayakta duruyordu. Beline sarıldım ve kafamı yukarı
kaldırdım. Göz göze geldik. Çok şey anlatmak istiyordu bana ama yapamıyordu.
Gözleriyle konuşmayı o kadar çok seviyordum ki o hiç olmasa sadece gözleri her
gün bana baksa yeterdi benim için. Her şeye rağmen, eski sevgiline rağmen
katlandım yeni yaz aşkına rağmen seni tekrar kabul edeceğim, der gibi baktım.
Yine affedeceğim, yine benim ol başkasının olmana dayanamam ama olduysan da
dayanacağım, der gibi baktım. Evet başkasıyla flört etmeye başlamıştı ama onun
olmamıştı bunu biliyordum, fiziki olarak beni aldatmamıştı ama ruhen aldatması
daha mühim değil miydi? Yine de affedebilirdim, beni anlasa, ona her şeyi
sunduğumu görse, ruhunun en derinliklerine kadar işleyip mutluluk hormonunun
ağacığını dikeceğimi bilse, yine bana o gün kolumdan tutup gitme diye
yalvarırcasına baktığı gibi baksa...
Yanıma uzandı. Bugün 23 Eylül,
dedim. Bu gece de gündüz ile eşit, dedi. Bizim için eşitler, sen gecenin
gündüze olan aşkını bilir misin, dedim. Kaşlarını hayır anlamında yukarı kaldırdı.
"
Gecenin gündüze olan aşkını bilir misin, sürekli peşindedir gündüzün,
kavuşabilmek için bıkmadan usanmadan, isteği yalnızca birkaç saniye sarılmak...
Şafak vakti sarılırlar birbirlerine her sabah bu sahilde. Alev gibi kızarır
gökyüzü , dayanamaz sevgilerine...Gündüz gelir, gece onu
bir kaç saniye görür ve yok olur, gündüzü görebilmesi aslında kendi sonudur"
Şiirimi okudum ve anladın mı, dedim.
Anladım, dedi. Sen benim gündüzümsün, dedim.
Sarıldım ilk günkü gibi beline,
elini yanağıma koydu. Son kez, dedim. Öpüşmeye başladık, öyle bir seviştik ki
ömrümüzde bir daha kimseyle böyle sevişemeyeceğimizi ikimiz de hissediyorduk.
Gözlerimiz arasında sanki saydam bir bağ vardı. Hiç ayrılmayacakmış gibi
bakıyordum. Aslında ben sana aidim ama gitmen lazım, der gibi baktı. Bu dünya
böyle, insan psikolojisi böyle, güzel giden şeylere elbet çomak sokulacak, der
gibi baktım. O kadar aittik ki bir o kadar da uzak. Bu sefer toparlanmamız uzun
sürmedi. Kalktım, kapıya doğru yöneldim. Dünyayı bok götürüyor be ruhum ama sen
güzel kal, dedim. Ayakkabılarımı giydim çıkarken sarıldık. Asansör beklerken
hala bana bakıyordu, ilk günkü gibi. Asansöre girdim kapısını kapatırken son
bir kez daha baktım ama gerçekten bu sondu. Bütün bunlar aslında bir düş dedim. Hem aldattıran hem aldatılan
olmuştum... Ömür boyu neden diye soracaktım. Sonra kendi kendime dedim ki;
"Aşkın anahtarı yok"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder