Rüzgarın sertliği bile bedeninin ateşini söndürememişti.
Kafası patlayacak gibi yanıyordu. Beyni adeta tam randımanlı çalışan, çalışma
şartının son noktasına kadar zorlanmış ve ısınmış bir makine gibiydi. Sonra
birden sakinleşir gibi oldu. Rüzgar saçlarını iyice dağıtıyor, incecik gömleği
neredeyse üzerinden çıkacak gibi rüzgara yenik düşüyordu. Kaldırım taşlarına
bakarak yürümeye devam etti. Ne düşündüğünü düşünmeye çalıştığını düşünmeye
çabalıyordu.
Taksi durağına yanaştı, en öndeki arabanın ön kapısına
ilerleyerek durakta oturan bir kaç insana sadece elini kaldırarak taksi
istediğini işaret etti. Genç bir çocuk, geldim abi diyerek hızla direksiyona
koştu. Saatine baktı; 02:48.
Marşa bastıktan sonra, nereye abi diye sordu genç şoför.
"Taşkent." Saatler sonra ağzından dökülebilen sadece bir kaç harf bu
kelimeyi oluşturmuştu.
Gözü yoldaki şeritlere takıldı, bir müddet hiçbir şey
düşünmedi. Geçilen dükkanlara, sokak lambalarına, yansıyan ve havada karışan
tüm ışıklara sanki aynı anda gözlerini şaşı yapmış bir şekilde bakabiliyordu.
Hepsinin kırılmış ışınları hep bir açıdan gözüne doğru oradan da zihnine
saplanıyordu. O arada şoför sevecen bir tavırla, tam olarak Taşkent'in neresi
abi, dedi. Taşkent taksi durağını biliyor musun diye cevap verdi, istemsiz.
Evet abi dedi çocuk. Sustu.
Üç beş saniye geçtikten sonra konuştu kendisiyle;
"çocuk benle samimi bir şekilde konuşmaya çalışıyor, gecenin bir vakti
canım sıkılmadan yolculuk yapmamı istiyor, belki de kendi canı sıkılıyor. Ben
neden tek kelimeyi bile ağzımdan zor çıkarıyorum? Evet, şuanda düşünecek o kadar çok şeyim var ki,
nasıl olur, neden olur, olur mu, olmalı mı, yok olamaz, yapmaz... of
siktiret"
Sonra yine taksici çocuğu düşündü; "nasıl bir yaşam bu
yaşadığımız, nasıl bir zihin? Bornova'nın bir noktasında, İzmir'in bir
köşesinde hatta ülkenin, dünyanın, peki ya evrenin? Galaksiler, kara delikler
falan filan... hepsini düşünürsek bir hiç gibi buradayız taksiciyle. Ama o
benimle samimi bir şekilde konuşmaya çalışıyor. Bir amacımız var, onun da benim
de. Bu kainatta küçük de olsa bir yer kaplamamızın bir sebebi var. Hadi
sebebimiz yok diyelim, yaşarken de mi yok. Gencecik çocuk ama belki bir
oğlu-kızı var, gecenin bu saatinde benim kahrımı çekip parasını kazanmak, eşine
çocuğuna iyi bakmak istiyor. Ya da bir sevgilisi var haftada bir buluşabildiği.
Onu sinemaya, yemeğe götürecek. Belki para biriktiriyor, evlenecekler. Peki ya
ben? Ben niye bu taksideyim."
Taksici çocuk radyoyu açtı, bir şarkı çalıyor ama şarkıyı
hatırlamıyorum. Ne biçim bir yazarım ben, hikayede geçen şarkıyı bilmiyorum.
Herif romanının bir sayfasında geçecek olan bir köpek sakatlanma olayını
okuyucuya iyi aktarabilmek için veterinerlik fakültesinde akademik araştırmalar
yapıyor, herif dediğime bakmayın sevdiğim bir yazar. Ben ne yapıyorum şarkıyı
hatırlamıyorum. Neyse çok önemli değil
biz hikayeye dönelim... Islıklı bir melodi vardı yalnız, belki önemli olabilir.
Sanki böyle insanın ruhunu alıp götürüyor, sonra bir ışık süzmesiyle geri
getiriyor. Hani gözlerini kapatsan hiç geri dönmeyecekmişsin gibi.
Taksiciyi düşündü yine. "Evrenin küçücük bir noktasında
bir araya geldik. Birbirimizi hiç tanımasak da sonsuz uzay boşluğundaki iki
doğru parçası olarak kesiştiğimiz bir nokta var. Eğer ikimizden en az biri eğri
bir parçaysa yollarımız tekrar kesişebilir. Samimi bir yaklaşımla ettiği iki
kelama düzgün bir şekilde cevap vermeyerek elime ne geçti? Acaba şuan o benim
hakkımda ne düşünüyor? Al işte bir suratsız daha diyerek içinden bana küfür mü
ediyor. Kim bilir."
Bir şey söyleyecek gibi oldu. Neyse dedi kendi kendine.
Zaten az kalmıştı ineceği yere. "Benim düşünecek onca şeyim varken niye
bunları düşünüyorum. Bu kadar değersiz varlıklarız işte, birbirinin işini gören
aslında birbiri için birer hiç olan. Taksici çocuk şuan işimi gördü, ben de ona
parasını vereceğim ve işini göreceğim. O dakikadan sonra benim için bir hiç
olacak. Neden bu kadar samimiyetsiz davrandım, az önce yaşadıklarımı bilseydi
belki bana hak verirdi. Sohbet etseydim benim hakkımda belki bir şeyler bilirdi
ama yine de ben taksiden indikten sonra bir hiç olurdu. Son zamanlarda herkes
öyle değil mi? Ha beş dakikalık taksi yolculuğu ha üç beş yıldır tanıdığımız
bir arkadaşımız, sevgilimiz vb... birbirimize sürekli hiçlikler yüklemiyor muyuz?
Bir süre sonra alakamız kalmıyor ve bir hiç oluyor. Bizim hakkımızda bir şeyler
bilen, üzerinde parmak izlerimiz bulunan ama vedalaştıktan sonra hiç alakamız
olmayacak bir hiç. Evrenin kıyısında köşesinde kalmış bir toz parçası."
Burada kalabilirim dedi. Tabi abi dedi genç çocuk. Dokuz
lira tuttu, on lira uzattı. Çocuk bir lira para üstünü vermek için elini cebine
attığı anda kapıyı açtı, üstü kalsın diyerek inmeye yöneldi. Olur mu abi, hak
geçmesin dedi çocuk. Yok yok kalsın, iyi geceler diyerek cevap verdi ve biraz gülümsedi.
Ağır ağır evin kapısına yönelirken ceplerinde anahtarını arıyordu, başını sola
çevirip taksinin sokağın sonunda gözden kayboluşunu seyretti. Taksi köşeyi dönünce
işte bitti, dedi ve kapıyı açtı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder