TİK-TAK
İnsanlığın en çok önem verdiği ve en
çok problem yaşadığı şey nedir? Tabii ki "zaman"
kavramıdır. Bir çok şeyi zamana bırakırız, zamanla çözeriz veya zamanın az
oluşundan bir sürü problem yaşarız. Peki biz zamanı ne kadar iyi
algılayabiliyoruz ve kullanabiliyoruz?
Zaman soyut bir kavram olsa da;
herhangi bir duygu ve düşünce içermez. Sevmek, mutlu olmak, hüzünlenmek gibi
değildir. Bazen zamanı somut olarak da düşünebiliriz; mesela güneşin konumu,
gece ve gündüz oluşması gibi süreçler somut bir durum olarak değerlendirilebilir.
Burada şu soruyu sorabiliriz; gerçekten zaman var mıdır? Ya evrende sadece
hareket varsa? Herhangi bir hareket eylemi
olmaksızın bana zamanın geçtiğini gösterebilir misiniz veya kanıtlayabilir
misiniz?
İnsanlar yeri geliyor zamanı önemsemiyor
yeri geliyor fazla takıntı haline getiriyor. İş dünyasında zamanı önemsemeyen
başarısız olur, aynı şekilde aşk dünyasında da zamanı önemseyen başarısız olur. İki sevgili
kavga edince, çözüm zamana bırakılır, neden? İnsanlar bir şeyleri konuşarak,
paylaşarak, düşünerek çözemeyecekler, sonra zaman gelip çözecek öyle mi? Belli
bir süre sonra barışılır, dargınlıklar biter bunu zaman çözdü zannederiz,
halbuki zamanın çözdüğü bir şey yok. Bu geçen süreçte insanlar düşünerek, bazı
durumlara farklı açılardan bakmaya çalışarak olayı tatlıya bağlarlar.
Evrendeki çekim gücünün insanlara
olan etkisine inanan insanların da saatlere, dakikalara inanmaları çok saçmadır.
19:19 geldiğinde sevdiğiniz sizi düşünüyor safsataları ahmaklıktır. Neden
19:14'te düşünmesin? Neden 16:00'da biriyle buluşmak için sözleşiriz, neden
bu 15:52 olmasın? Ben varacağım yere 12 dakikada varabileceksem diğer arkadaşım
da 14 dakikada varabilecekse, neden yuvarlak hesap olsun diyerek 20 dakika
sonra buluşuruz? Bu gibi saatlerin ve dakikaların "tam" diye tabir
ettiğimiz dilimlerinde işlerimizi ayarlayarak alsında bazen zaman kaybettiğimiz
bazen de o iş için geç kalmışlığımız olamaz mı? Tesadüflere inanıyorsak, bir
çok tesadüfü de böyle tepmiş olamaz mıyız? Aradığımı bulamıyorum, bu evrenin
çekim gücü beni ona götürmüyor diyorsunuz ama klişelerden de kurtulamıyorsunuz.
Belki evden çıkarken saate bakıp 14:00 olsun da çıkayım demeyerek 13:48'de
çıksanız hayatınızda sizin için güzel bir şeyler denk gelecek. Belki de evrenin bize sunmuş olduğu fırsatları bir çok kez kaçırıyoruz.
Beni kimse 17:00 veya 21:30'un 17:01
ve 21:31'den daha önemli, daha hassas, daha gerekli bir zaman dilimi olduğuna
inandıramaz. Sadece biz insanlar bazı olayları belli bir kalıplara koyarak bu
zaman dilimlerine yerleştiririz ve bu insanlarda alışkanlık yapar. Çok basit
gibi dursa da bu durum, insanların evrendeki hareketlerini istemsiz olarak
etkileyen ve bazen gerekmediği gibi davranmalarına yol açan bir durumdur. Ben
bir yere giderken kaç dakikada gelirsin dediklerinde, o an 8 dakikada
varabileceğimi düşünüyorsam, 10 dakikada oradayım demem, direkt olarak 8
dakikada oradayım derim. Bazen abartıp saniyeleri de söylüyorum ama o biraz abartıya giriyor.
Asıl olan zaman değil düşüncelerimizin
yoğunluğudur. Bir şeyi 10 gün boyunca düşünerek de bir sonuca varabiliriz, aynı
şeyi 5 dakika düşünerek de aynı o sonuca varabiliriz. Bu yüzden, bu olayımız
zamansız oldu, zamana bırakalım, biraz zaman geçsin düşünürüz gibi cümlelerle
kendinizi kandırmayın. Bahsettiklerimin sabır kavramıyla alakası yoktur, her
boku da hadi hemen yapalım demek değildir. Dünyada önemli olan düşüncedir,
harekettir... Bunları bazı kalıplaşmış zaman dilimlerine sokarak gerektiği gibi
doğru kullanamayabiliriz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder